PARÇALI, HAM. TAŞIYICI MONOLOG -1 (Ahmet Güntan)

1      Büyüklerin çirkin dünyasına bir adım kala şaşkın düşmüş tıfıl garsonu fark edip - mevcut yoksulluğun onu puşta çevireceğini bilerek kızıp ayaklanıp -bunu hazırlayan dizgeye kökten karşı çı-kıp-kendini modern şiirin seni tıfıl garsondan bile koparacak o en ıssız sözsüz zirvesine atabilir misin? Ben yapamıyorum, tıfıllığın son durağındaki hamlığa gözü takılı kalıyorum, şiiri bir edebiyat türü olarak göremiyorum.

2      Aleladelikten asla kopma, bu seni şiire götüren yoldur, bir gö­rev adamı gibi kendini programa bağlayan şaşkın, Bütün Kutu'nun parmaklıkları arasında sefilleşir.

3      Şiire, işin gereği, bir edebiyat türü olarak başlayan her şair, yap­tığı işin neliği ile ilgili her soru soruşunda tersine bir yol izleyerek edebiyatın içine doğru değil, dışına doğru yol alır. Şiirin bir edebi­yat türü olmadan önceki hali vardır, bunun farkına varan şair poeti-kanın farkına varmış demektir. Şiirin edebiyat türü olmadan önceki halinin bilincinde olan şair, elinden kağıdı kalemi, ağzından dili sökülüp alınsa bile önüne konan çamurdan şiirini kurabilecektir. Şairlerin yeri yurdu yoktur sözü bu anlamda söylenmiştir, edebiyat şairlere başını sokacakları son yuva değildir. 2005 yılında her şeyi işgal etmiş Kör Şeytan'ın şiirin alanını işgal edemediği söylene­mez. Yılışık Söz, Bir Edebiyat Türü Olarak Şiir'i işgal etmiştir. İşgalin ulaşamayacağı alan şiirin edebiyat türü olmadan önceki halidir, o alanı ise Şiire Bir Edebiyat Türü Olarak Hayır diyebi­len şairler koruyacaktır.

4      Ezra Pound'un düzensiz bağlantısız hafızası tanrıları geri getir­me göreviyle yüklenmişti, okumalar, alıntılar, yazılar, dipnotlar, açıklamalar, göndermeler, saptamalar, tarihler, iddialar karışık yan yanaydı. İtalya'daki konuşmalarını inceleyen psikiyatr onun ha­fızasının Avrupa kültürünün parçalı-şizofrenik bir kaydı olduğunu söyledi. Bu korkutucu gücüyle Pound, T.S. Eliot'ın dediği gibi as­lında ne deliydi ne de aklı başında, o ayrı bir tertiptendi. Bütün bu karışık kaydı tutarken yaşadığı yoğun düzensizlik korkusu da bu hafızayı daha da biricik kılmaktadır (13. Kanto). Düzene sokmak istedikçe dağılan bir kayıt, bilginin parçalanmış parçaları. Bütün gerilimleriyle Pound'un Hafızası modernliğin başlangıç noktasıdır. Ezra Pound, modern şiirin Büyük Usta'sıdır ("il miglior fabbro").

5      Şiirin bugün bir kenarda unutulup bittiğinden çok, işgal edildiği daha doğrudur. Edebiyat dergilerinden televizyona kadar her yerde şiir yerine kabul gören Yılışık Söz, bunun karşısında çok okumuş hem de yazmış Metinlerarası Kıl Tüy, şairi şiirin dışına atmış, şiir muhalefetinin önünü kapamıştır. Yağmalanan şair, artık bir edebi­yat türü icra etmesine imkân kalmadığına göre bugünkü haliyle yalnızca Taşıyıcı'dır, o yüzden bir edebiyat türü olarak şiirin zorun­luluklarını atıp unutup gitmelidir, çünkü nasılsa şiir bir icra gücü değil, varoluş gücüdür. İşgal edilmiş topraklarda Taşıyıcı'ya düşen lıiç utanmadan yılmadan uygulayacağı bir Monolog'tur: tanınma­dığınız bir ortamda kimse sizi sallamıyorsa kendi kendinize konuş­ma hali.

6      Kitap indirdiği her kavme kendi diliyle konuşan Allah bizim kavmimize de bundan 75 yıl önce bir kitap indirseydi, dilini dağarcığını

alfabesini değiştirmiş olan bu kavme nasıl bir dille konuşacaktı? Türkçe, imparatorluğun bitiminde Musul'u dışarıda bırakarak da­ralmıştı. Önemli bir kaynak dışarıda kalmıştı. Her şeyi her konuyu istenilen genişlikte, tarihiyle bağlantı kurabilecek zenginlikte, ken­di üstüne kapanıp felsefi bir hayret duyabileceği derinlikte yazabile­cek bir dil ortada yoktu. Bugün Cemil Meriç'in arzuladığı gibi Al­lah'la konuşur gibi yazabilme özgürlüğümüz varsa bunu o günden bu güne yaratıcılıklarıyla Türkçe'yi genişleten araştırmacı şairle­rin art arda sağladığı imkânlara borçluyuz. Kimse Yahya Kemal'e Bize bir Beyaz Lisan gerekli, git bul dememişti. Kimse Ahmet Haşim'e Şiirin girişi gelişmesi anlamın alanını daraltıyor, başı sonu çıkar at dememişti. Kimse Nazım Hikmet'e Şu mısra dü­zenini kırsan da yüksek sese söyleyiş özgürlüğü gelse de­memişti. Sait Faik'e Vasatı anlatacak basit dili bulamıyoruz, sen bulur musun diye kimse görev vermemişti. Bu şairler şiirin bir edebiyat türü olmadan önce bir varoluş olduğunu bilen, poeti-kası olan şairlerdi. Bugün onların bunu nasıl becerdiğini anlarsak Yılışık Söz'ün işgaline karşı Şiire Bir Edebiyat Türü Olarak Ha­yır diyebiliriz. Söyleyişlere bakarak bulunan benzerliklerden akım­lar oluşturan bir şiir tarihi yazılmasını reddediyorum, o bakışın sonu işte bu işgal olmuştur.

7 Türkiye'de yazılan şiir tarihine inanmıyorum. Türk şiirinde mo­dernlik taklitten, benzemeye çalışmaktan değil, kendi enerjisi mo­toru olan bir heveslenmeden doğmuş. Abdülhak Şinasi Hisar an­latıyor: Galatasaray'da o zaman kitabet ve edebiyat hocamız Ah­met Hikmet bir gün "fikrin şekilden evel hazırlandığı hissini veren eserlerde şiir mucizesinin tekevvününe (oluşumuna) im­kân yoktur. Ahenk ve kafiyenin tesadüflerinden doğmıyan fi­kirler sanate mal edilemez" tarzında bir şey söylemiş ve başka bir talebenin hiçbir kıymet atfedip dikkat edemeyeceği bu sö­zü duyan genç talebe Ahmet Haşim dünyanın en "enteresan", en mühim sözlerinden birini duyduğuna kanaat etmişti. Ah­met Haşim 1896' da 11 yaşında İstanbul'a geldiğinde daha Türkçe bile bilmiyordu. Galatasaray yılları ise 1900 başına denk geliyor, yani Avrupa'da Degas'nın bile Mallarme için Anlamıyorum! de­diği yıllar yeni bitmiş. Ahmet Haşim'in, Şiir Hakkında Bazı Müla­hazalara giden yolda batılı bir şairle karşılaşması henüz imkânsız, ama hocasının bu sözünü hemen anlıyor, Hisar'a göre de bu ha-kıykate sonuna kadar da sadık kalıyor. Hevesli idi ki bu sözü ol­ması gerektiği gibi duydu.

8      Haşim şiirin başını sonunu kesip atan adamdır, çünkü "anlam" karanlıklaşırsa, "ruh" uyumun lezzetiyle onun yerini doldu­rur. Bunu da hiç kimseden öğrenmedi. Mallarme 1864'te arka­daşı Cazalis'e bir mektup yazıyor: Bütün yazdıklarının başlan­gıç ve bitimini atla. Bu mektup çok çok sonra yayınlanacaktır. Haşim'in bu mektubu okumuş olmasına imkân yok, ama hevesi ona şiirinin başını sonunu kesip artırmıştır.

9      Yılışık Söz'e karşı bize yeni bir heves gerekli, bunun için biz­den öncekilerin modernlik macerası ile neyi hedeflediğini kendi­mize tekrar soracağız, kaçamayız. Modernlik Hazır Gıda değildir, kendisini modern sayan dergilerde şiiri yayımlanan gevşemesin, onu modern şiire götüren yol bu değil. Sırf modern şiir yazma is­teği ile de ortaya şiir çıkmaz, bir kalkışma, bir heves olmalı.

10  İsteyen göz, Ezra Pound'da gördüğü çok şeyi Nazım Hikmet' te de görür. Nazım aradığı şeyin ne olduğuyla ilgili o kadar şiirsel bilgi ile doluydu ki Rusça bilmemesine rağmen, Mayakovski'nin merdivenlerini görür görmez aradığı şeyi tanıdı. Ezra Pound da ne Çinceyi ne de Japoncayı bilirdi, buna rağmen Fenelossa'nın Çince yazılı karakterler için tuttuğu notlardan yeni imkânlar dersler çı­karacak kadar hazır yoğunluğa sahipti.

11  Pound'un imgeciliği Yılışık Söz'den ne kadar uzaktır: Şeylerin dolaysız ele alınması.

12  Şiir bir Yılışık Söz değildir, öte arayışıdır. İmge eğer şeylerin dolaysız ele alınması ise demek ki bir somutluk arayışıdır da. Yalnız Yılışık Söz'e değil, bilgeliğin yolunu kullandığını iddia eden Metinlerarası Kıl Tüy'e de karşı durmak için şiirde aradığımız so­mutluk, imgecilerin 1912 manifestosunda rasladığımız önemli bir seçimdir: Kendi sanatının gerçek zorluklarından kaçan koz­mik şairi reddediyoruz. Çünkü o yüce şeylerle meşguldür, işgali göremez.

13  Şiir karnımızdadır, atacak değiliz. Resmileşmiş ilkeler boşlan-malı, şair hafızasını yoklamalıdır.

14  Modern şiirin yılışıklıkla (ya da kıl-tüyle) savaşma kuralları Pound'un Hafızası'nda durmakta. Pound'un Hafızası: bir gün bir bütün oluştururum umudu ile doldurulmuş, ama bütün oluştura­mamış, ama yine de birbirileri ile ilksel bir ilişkiyi ortaya koymuş binlerce bilginin sığınağı, zorda kalan şiirin ahiret kardeşi.

15  Kör Şeytan'ın mevcut dizgesi, işgal ettiği yerde rahat kalabil­mek için bütünsellik kurmak ister. Yılışık Söz, üstünde konuşula­bilir şiirsel bütünselliklerin peşinde koşan ikinci sınıf bir heyecan­dır. Bütün Kutu kapalıdır: kapalıyı televizyonda anlatmak kolay­dır. Pound'un Hafızası açıktır, parçalıdır: Pound'un Hafızası'nı te­levizyonda anlatmak ise zordur.

16  Pound'un Hafızası postmodern bir depo değildir, deponun iyi kullanılması için şairin oradan ille de bir şölen çıkarması gerek­mez, bu haz bağımlısı postmodernitenin beklentisidir. Zaten şölen fikri bütünlüklü birlikli bir fikirdir, bir bütün birlik olmadan şölen olmaz. Nietzsche'nin ta o zamandan Çekiçle vurun, kırın dediği büyük dizge fikri bugün büsbütün işgalcinin yararına çalışan bir amaçtır. Geriye bir tek şiirin bir edebiyat türü olmadan önceki Par­çalı Ham hali kalıyor, orası Bütün Kutu'nun içinde değildir, işgal edilmemiştir, şairlerin Parçalı Ham'ı koruması gerekir. Taşıyıcı Monolog, Parçalı Ham üzerinedir.

17  Somutluk güncel ihtiyaçtır. Eskiden delikanlılar gişeye sessiz­ce eğilir, sorarlardı, Abi film parçalı mı diye.

 

18  Tabiat olaylarının somutluğu karşısında insan anlatılamayanı karnında duyar. Karına kadar ulaşan somutluğu bugün Parçalı Ham' da buluyorum. Parça tevekküldür, kadere yer açıp bulmaktır. Şiir parçalıdır, her şiir bir kader egzersizidir, parçayı şiir savunacak.

19  Dizge kurma çabalarının tersine giden ana yol şiirdir. Bütün Kutu şiiri boğmuş, Yılışık Söz de bu arada her yeri işgal etmiştir. Sanki şiirin ne olduğunu bulmuş da bu konuyu kapatmış gibiyiz. Halbuki şiir, henüz adı konmamış tüyü bitmemiş masuma doğru kaçış olasılığıdır, tanımlanır, sonra yine tanımlanır, sonra yine. En büyük hatalar yazdığımız şiirlerdir, Tristan Tzara, öyle de de­vam edecek. Cioran o yüzden, Zekanın cesareti ve kendi olma gözüpekliği, filozofların okulundan ziyade şairlerin okulun­da öğrenilir demektedir.

20  Karından gelen bu uyarıcı sesi başka duyan var mı: Şairler, kesin tıraşı!

21  Haberli adamın kenarda suskun sessiz olması ile habersiz ada­mın kenarda suskun sessiz olması aynı değildir, burada yazdıkla­rımı Haberli Sessiz'in yoğunluğuyla yazıyorum, ama bende biri­keni taşırmayacağım, başka şeyler söyleyeceğim.

22  Çek şairi Vitezslav Nezval 1923 Poetizm manifestosunda şöy­le demiş: Mantıkça bardak masaya aittir, yıldız gökyüzüne, kapı merdivene. Yıldızı masanın yakınına, bardağı piyano ve meleklerin arasına, kapıyı da okyanus kıyısına çekmek ge­reklidir. Amaç gerçekliğin örtüsünü kaldırmak, ona ilk gün­kü parlaklığını vermektir. Nezval'm bu manifestosu gerçeküstü-cülerle zamandaş devrimci bir manifestodur. Bu tartışmanın aynı­sı İkinci Yeni günlerinde de yapılmış, Oktay Rifat Perçemli So-kak'm önsözünde 1956' da benzer şeyleri söylemiş: Ahmet düştü sözünün bir anlamı varan, çünkü Ahmet düşebilir. Lambanın saçları ıslak sözünün bir anlamı yoktur, çünkü lambanın saçı olmaz. Oktay Rıfat'ı o gün heyecanlandıran imkân Birbirine ya­bancı sayılan kelimelerin karşılıklı ışığında gerçeğin unuttuğumuz yüzüyle karşımıza çıkması idi. Bugüne gelelim. Bugün bu ilke Disruption adıyla kavramlaşmış, markalı mal pazarlama­nın en yeni, en güçlü yöntemi olarak reklamcıların, pazarlamacı­ların emrine girmiştir, üstüne kitaplar bile yazılmaktadır. İşgal yalnızca Yılışık Söz'le de bitmiyor, işgal büyük, bunlar bilinmeden güzel bir mısra daha yazmanın artık kimse için önemi zevki anla­mı kaldı mı? Nedir bugün şairlik, suretin aslını yaşatmak, bunu da erdemden saymak mı? Metinlerarası Kıl Tüy bunu yapıyor.

23  Şiir az okunuyor deniyor. Tersi daha doğru. Şiir üretimi de tü­ketimi de en kolay tür olmuştur. Bırakalım şiiri bir Kalp Otuzbir'i olarak mı kalsın?

24  Bundan böyle ne yazalım da kepazelik olmasın? Şiir soyluları! Neyin terini dökeceğiz? Daha kaç tane güzel, yerinde, yoldan çık­mamış mısra kuracağız? Utanmadan kafiyenin tunç olanını sevme­ye devam mı edeceğiz? Ne diyeceğiz Yılışık Söz' e? Hayır, o öy­le yazılmaz böyle yazılır diye ustalıklarımızı mı göstereceğiz? Şimdi burada bak bakalım ne gönderme yaptım, sıkıysa çöz bakalım burayı nereye bağladım, böylesi Metinlerarası Kıl Tüy için şaire ihtiyaç var mı? Giren oraya düzyazı ile girmiş, niye çık­sın, çıkar mı? Yılışık Söz'ün işgali aşağıdan ise Metinlerarası Kıl Tüy yolu yukarıdan kapamış. Az ileride kendimizden yoksun ka­lacak şairleriz. Bundan böyle ne yazacağız ki kepazelik olmasın? Kendimize dönmek için bir edebiyat türü olarak icra etmeye alış­tığımız şiiri terkedebilecek miyiz?

25  Kim işgal edilen toprakların şairlere geri geleceğini sanıyorsa o derinliksizliğini bir boş umut ile kapatmaya çalışıyor. Şairliğin en zor denemesi şiirin getirdiği zorluklara göğsünü korkmadan açmaktır.

26  Yılışık Söz gazete köşelerinde şiirimsi sözler döktürdükçe sen ne diyeceksin? Hayır, o alanın aslı bana ait mi? Bu sana kay­bettiğini geri getirir mi? Önce kendim için konuşuyorum: Bugün artık Bir Edebiyat Türü Olarak Şiir'i değil, Bir Karın Ağrısı Ola­rak Şiir'i seçiyorum.

27 Şiirin bir edebiyat türü olarak işgalden kurtulup o alanın şaire geri gelmesinin tek şartı çok büyük bir insanlık faciasının sonunda bugünkü büyük haberleşme aygıtının tamamen çökmesidir.

28 Güzel bir mısra daha yazmak yerine Çetin Altan ve Mahdum­ları! Şiirin alanı size hayırlı olsun! diye bir mektup yazmayı ter­cih ederim. Biz savaşmayız, veririz. Pound'un Hafızası'ndan: Şii­rin asıl özü yoğunlaşmadır. Yoğunlaşmayı şairden alamazsınız.

2 9 Yılışık Söz'ün göğsüme bastırdığı yerde beni bozan ruhsal kar­maşayı anlamanızı isterdim Metinlerarası Kıl Tüy ustaları. Bırakıl­dığı Yerde Kendi Mezarım Kazan Şair olmak istemiyorum. Mal-larme bunu şiir yazma ediminin doğal içsel akışı için söylemişti, biliyorum, olsun, onu da tartışacağım.

3 0 Bugün ortada bir görev yok ama bir zorunluluk var. Kendi­mize temel, yeniden kurucu bir soru soralım, Deleuze'ün sine­macılara sorduğu soruyu: Şairler olarak biz ne yaratıyoruz? Bir şair ne yaratıyor? Kafiyeli, ölçülü ölçüsüz ama ahenkli, dizeli, ruhsal derinlikli bir şeyler yazıp duruyoruz ama nedir o ürettiğimiz şey? Ben kendi cevabımı korkmadan veriyorum: dilin kendi malzemesine duyduğu hayret. Biz bunu yaratıyoruz: Dünyaya duyduğumuz hayreti dile getirebildiğimize duyduğumuz hayret.

 

31  Şimdi önümüze gelen müzikli kafiyeli dizeli birlikli bütünlüklü Yılışık Söz'e sorabilirim, sen şiir misin? Ya da Metinlerarası Kıl Tüy, sende o ham karın ağrısını göremiyorum.

32  Televizyonlara kadar uzanan Yılışık Söz! Farklılığını çoğaltıp duran Metinlerarası Kıl Tüy! Bu adam bunları nasıl böyle söylüyor diye merak mı ediyorsunuz? A. Orijinal öldü diyorlar, ben şair tak­lit edilemez diyorum. B. Bugün şiire ayrılan o çok saygın sahaya kıçımla gülüyorum. Bunu alnına herkesten önce ışık düşmüş biri olduğum için değil, beyin kimyamın esiri olduğum için söylüyorum. C. Dile takılıp kalmıyorum, şiir sanatını (Bir Edebiyat Türü Ola­rak Şiir) terk ediyorum. D. Bir Karın Ağrısı Olarak Şiir'i seçiyorum. E. Kapitalizmi reddediyorum: hele bu son ortaya çıkan, kredi kar­tımı kullanırsam emeklilikteki mutluluğuma % 3 katkı puan sağ­layacağını söyleyen sahteci kapitalizmi.

33  Şiir, bugünkü dünyanın berbatlığından kaçış için hayal edilen bir ütopyanın kırılgan ipuçlarını taşıyan bir uyarıcı değil, ben ne ya­rattığıma dair sorduğum soruyu yukarıda cevapladım. Hayatım boyunca okuduğum dünya tasavvurları içinde bana işte bu dedir­ten tek düşünür Cioran, kitap da Tarih ve Ütopya'dır, Cioran: Ütopyanın ayırıcı niteliği, mükemmeliyet halinin mümkün olduğunu kabul etmektir diyor, ütopyanın panzehiri ise tarih­tir. Somutluk bütün oyunları bozar. Şiirin somutluğu burahlılığı dün-yalılığı da tartışılmazdır. Yeryüzünde vahşet varsa şiirde niye ol­masın? Şimdi -bugün- 2005 yılında Otomatik Yazma'nın karnın­daki şairlik güdüyü daha iyi anlamıyor muyuz? Otomatik Metin, yalanın panzehiridir: Beynin kendi somutluğuna kaçışı.

34  Diyarbakır'da, Ulucami'in avlusunda bir adam gördüm, hiçbir şeye uzanmayan bir vücudu vardı, istemiyordu, durmuştu. Kaç ku­şaktır yoksundu, yok yoksul değil yoksun. Alamayan - elde ede­meyen değil, mahrum olan, görmemiş, el değdirmemiş, kaç kuşak­tır, geni değişmiş, elini uzatmıyor, istemiyor, duruyor, bak işte pan­zehir halinde şiir onda yaşıyordu.

35 Asgari bilginin güzelliğidir şiiri kuran. Ikınma Sıkınma kaldır­maz. Parçalı Ham'ı anlatacağım.

36 Parçalı Ham = Karın Ağrısı

37 Çok Pişmiş | | Parçalı Ham. Birbirine eşit uzaklıkta, hiç kesiş­meden. Bütün Kutu'nun içinde Parçalı Ham barınamaz. Çok Piş­miş, Pound'un hafızasında lapa gibi tutarlı olarak kaydedilmiş, Edward dönemi şiir için söylenmiştir (boiled oatmeal consis-tency).

38 Kimsenin peşimden gelmesini istemiyorum, hiç kimsenin, hiç. Birini istersem ben onun peşine takılırım.


39  Taşıyıcı Monolog = Parçalı Ham. Whitman gibi: Kapatmayın kapınızı hana gururlu kitaplıklar... Sözcükleri önemli değil kitabımın, tortusu önemli.

40  Bir Edebiyat Türü Olarak Şiir < Şiir.

41  Kendi şiirimizin tarihini balkondan seyreder gibi seyredersek orada kopmadan, düz etkilenmeden, kopyadan, taklitten, suretten, yapmacıktan, sentetikten başka hiçbir şey göremeyiz. Bin yıllık geleneğin darda kalınca bütün içgüdülerini kaybettiğini, dendiği gi­bi Baudelaire'in birkaç yüz dizesine muhtaç kaldığını düşünmek laga lugadır.

42  Pound'un Hafızası'ndan: Başarılı bir doktora öğrencisi bir gün ünlü bilim adamı Agassiz'e (1807.1873) geliyor. Agassiz öğrencinin önüne küçük bir balık koyup onu tanımlamasını istiyor. Öğrenci Bu bir güneşbalığı diyor. Onu biliyorum diyor Agassiz, bana onu yazarak tarif et. Öğrenci, birkaç dakika sonra elindeki kağıda Ichtus Heliodiplodokus, Heliichtherinkus familyası filan yaz­mış geliyor, her şeyi sular seller gibi biliyor yani. Agassiz ne iste­diğini tekrarlıyor, Balığı tarif et. Öğrenci dört sayfalık bir deneme yazıyor. Agassiz öğrenciye balığa bakmadığını, bakması gerekti­ğini söylüyor. Üç hafta sonra balık neredeyse kokmuş ayrışmış­ken öğrenci balık hakkında nihayet bir şeyler öğrenebiliyor. Hiç kimse diyor Ezra Pound bu anektodu anlamadan modern dü­şünceyi anlayamaz.

43 Bin yıldır mutlu mesut yaşayan gelenek gün geliyor zorda kalı­yor, Cemil Meriç'in deyişiyle şair rebabını kırmak, kavgaya ka­rışmak zorunda. Ara sıra aralarından bir öncü batıya gidiyor, orada kendi bakışıyla kendi ihtiyacını karşılayacak gözlemde bu­lunuyor, sonra dönüyor, oralardan beraberinde getirdiği gözlemle burada bir şeyi yıkıyor kuruyor değiştiriyor. Bir çeşit Kültürlerarası Sotalama: Gözlemlediği toplum için birincil önemi görevi olmayan bir şey, bu öncü sayesinde dönüp geldiği yerde - burada önemli bir fırsat yaratıyor.

44 Baudelaire'in Kötülük Çiçekleri, yıl-1857. Namık Kemal, bun­dan on yıl sonra 27 yaşında batıya gittiğinde Baudelaire'i görmü­yor, Onun hevesi başka, o rebabı kırmış, ülkesindeki kavgaya ka­rışmak istiyor, batıdan şiir için yalnızca konuyu değiştirme, hatta şiir dışına çıkma cesaretini sotalayıp dönüyor. Namık Kemal bu­radaki şiir için öncü bir yıkıcıydı.

45 Büyük Vızırtı: Toplam yeryüzü nüfusunun her sabah uyanıp gün boyu gidip - gelirken, yürüyüp - koşarken, isteyip - elde ederken, yiyip - içerken, konuşup - söylerken, çalışıp - koparırken, ağlayıp -gülerken, arayıp - bulurken, kabul edip - karşı dururken çıkardığı uğultunun toplamı. Bunu duymak şairin işidir, tarihçinin değil. Ta­rihçi anlatılabilecek olanları toplar, şair anlatılamayanları.


PARÇALI, HAM. TAŞIYICI MONOLOG -2 (Ahmet Güntan)


                                                             Eve dön! 


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !