PARKIN ORTASINDA ÇOĞALAN GÜNEŞ (Ahmet Ada)

                             
                                    Kenan Yücel'in yeni  şiir kitabı 
Kısa şiirde yoğunlaşmanın tadını çıkarıyor Kenan Yücel. Yeni kitabı, imgeleminde yeniden kurduğu yeryüzünün dile ve şiirsel söyleme taşınışı âdeta. Dünya ve hayat örseliyor insanı; işte Kenan Yücel bu örselenişin tinindeki yankılarını dile taşıyor. İmgeleri, kesik kesik sözdizimi, lirizmi, insanın küçük evrenini kurmaya yönelik. Dünyayı, o bize verili olan koca olguyu değil, kendi yeryüzünü imgeleminde kuruyor ve imgelere dönüştürüyor. “Örselenmiş Ruhlar Bandosu”, dünyaya ve hayata şaşarak bakan bir çocuğun saf imgeleriyle örülü.

Bazen, sayfalarına küçük portreler düşürüyor: “Gidi Hey” şiirinin Sucu Salih’i gibi. Sucu Salih’in ölümü yaşam-ölüm karşıtlığı vurgulanarak (faytonun dörtnala giden atı > Salih’in birdenbire duran kalbi) aktarılıyor.

            Özne-nesne düalizmini ortadan kaldıran bir şiirsel söyleme sahip Kenan Yücel. Adayla, doğayla, denizle, insanla, bitkiyle bütünleşen tinin söylemi. Bakın nasıl kurgulanmış:

 

                                   kabuğunu yitirmiş bir salyangoz

                                   sessizce dolanıyor içimde

 

            Giderek kentin hırgürü içinde yalnızlaşan, yabancılaşan bireyin belleğine, çocukluğuna dönüşü bugünü işaret etmek için; yeniden kurgulanan şiir dilinin basıncıyla ifade ediliyor. Sözgelimi “yol” imgesi bireyin iç denizlerini keşfetme olanağı veriyor şaire.

            Kenan Yücel, verilmiş hayatın, verilmiş dilin dışında kurmaya çalışıyor şiirini. İç dünyası  yaşantısının ucunda yer alıyor; gündelik hayat da öznenin merkezinde. Ne ki, “Uzaklara Atılmış Bir Kedi Hüznü”nde yer alan İstanbul’un gündelik hayatı öznenin üzerinde bir basınç oluştururken, ikinci kitabı “Örselenmiş Ruhlar Bandosu”nda öznenin içe dönük tutumu daha baskın işliyor. Dışsal sesler kadar sessizlikleri de kolluyor özne.

            Kenan Yücel’in sözcüğü kullanımı seçmeci. Eşdeğerli sözcüklerle birleştirme eksenine yönelik. Şiirinin izleğinin gereksindiği sözcükleri birleştirme eksenine taşıyor: “Rüzgâr” benzeri “güzgâr” gibi, “yeryüzü” benzeri “hüryüzü” gibi sözcük türetmelerine gidecek kadar kendi sözcük dağarı var. Sözcükleri hecelerinden bölerek anlam çiftleri yaratmak başvurduğu bir biçimsellik. “Kedi” sözcüğü çok sık kullandığı bir sözcük. Ama asıl olan doğanın nesnelerinin onda uyandırdığı duyumların, izlenimlerin tenselleşmesidir.

            “At” imgesi Kenan Yücel şiirinin temel koyucu imgesi. Dünyanın devingenliğine işaret ediyor. Bazen dörtnala giden bir at, bazen şarabi bir at oluyor öznenin buluştuğu. Aslında dünyanın devingenliğine karşılık gelen bir imge onda “at”. Hayatın ve dilin basıncından kurtulmanın imgesi “at”.

            Modern şiiri, onun getirdiği kendi üzerine kapanan dilini ve sessizlik anlarını düşündüğümüzde Kenan Yücel’in şiiri, dilsizleşmenin de sözcüğü kapsadığını akla getiriyor. “Aşk” sözcüğünü verili hayatın kirlettiği bir sözcük olmaktan arındırıyor Yücel: “Öpüşme” başlıklı şiiri, yüceltilmiş dilin ve lirik salınımların (aysız bir akşama çıkıyoruz / aşkın ışıdığı), diri anların şiiri olmaktan öte, şiirsel bir “yapı” kurmanın da başarılı örneği. Timothy Bahti’ye kulak verelim : “Şiirler biterler. Başlarlar ve biterler. Başlangıçları ve sonlar arasında da ortalar vardır, aralar, birinden ötekine gitmenin araçları.” Bahti’nin sözünü ettiği şiirin anlamlı bir bütün olmasını sağlayan öğelerin örgütlenişi. “Öpüşme” başlıklı şiir bağlantıları (cohesion) sıkı örülmüş bir şiiri Yücel’in.

            Öznenin dolayımladığı yaşantı (hayat deneyimi anlamında kullanıyorum) birikimi sonunda Dil’e, şiir dili ve söylemine bir şekilde çıkıyor: “Onur Kalibre” ile “Ölüsü Nü” şiirleri, özgürlüğü elinden alınan insanın durumunu imliyor. “Koro” şiirinde, yarım sözcelerle, resmi söylemin ironisi yapılıyor. Ötekinin, yenilenlerin, mağdurların dili olmaya çalışıyor Kenan Yücel. “Utanç” ile “Yankigo” başlıklı şiirlerin metafizik salınımdan uzak özü bu. Bu şiirlerin bildirişiminin gerçekleştirildiği düzleme bakmak gerekiyor: Dilsel imler ve göndermeler, ki onlar şiirlerin semiyotik birliğini sağlarlar, toplumsal olan’a açık uçludur: Örneğin : “e-postalları SaSı kokan geceler” dizesi S’ler büyük harf yazılarak Nazi dönemi Alman faşizmini belleğe kazır. E-posta ile örtülen postalın imlediği faşizmin acıları dile getirilir böylece. Göstergelerin imlediği gerçeğin örtüsü kaldırılarak gerçek yeniden kurgulanır. Başka bir söyleyişle, sözcüklerin kabuğu kaldırılarak nefes almaları sağlanır. Böylece, cumartesi anneleri, kayıp çocukların yüzleri, Kürtçe kasketiyle devrik adamlar bir bir geçer, özgürleşen sözcüklerin ses ve anlam katmanlarından. Eni konu sınıfsal mercekten bakarak kurgulanmış şiirler toplamıdır “Örselenmiş Ruhlar Bandosu”.

                                                    * * *

            Yaşantının deneyimlenerek imgelemde yeniden kurulması, dile, sözcüğe, sözdizimine dönüşen, sonra yeniden şiirsel yapının dışa gönderdikleriyle (nesnel bağlılaşıkla) algılanan modern şiir, Kenan Yücel’e özgü imge dizgesiyle yazınsal niteliğe ulaşıyor. Onun şiirini, şu veya bu şairin şiiriyle karşılaştırma gereği duymadan, şiir için ortaya koyduğu bazı biçimselliklerden, sözcük dağarından, toplumsallığa tutunuşundan tanırız.

                                                      * * * 

            Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası’nda, insanın imgelemini temel güç olarak görür. Şiirin, öteki sanatların temeli yaratıcı imgelemdir. Kenan Yücel’in imgelemi, yaşantı ve bilinç içeriğiyle dolarak, varlığın yaratıcı imgeleminden Dil’in çevrenine akıyor. Dilin çevreni şairin sözcüklerle baş başa kalması demektir. Sözcükler de gelişigüzel değil, seçilerek kendine  yer buluyor yapı içinde. Örneğin : “suda ayaklarını yıkayan ağacın boynunda kuş seslerinden bir kolye” (s.40) bulunabiliyor. Bu dönüşüm, olgusal bilinç içeriğinin yaratıcı imgelemle dönüşümüdür. Bütünüyle doğadan uzak, ona benzemez yepyeni bir yaratımdır. Şairin kendi için kurduğu bir doğa ve nesneler dünyasıdır. Bir anlamlandırma yükümlülüğü, yeniden yapılandırma olarak okunabilir. Tam da Cezanne’ın şu sözleriyle kesişiyor : “doğanın bir anı bende kendini düşünüyor” demiş ya, “ben onun bilinciyim”. Şairin doğadan özerk doğası, benim tümce olarak yazdığım dizelerde var. Bu nedir? Dilin bir karşı-dil olma hâlidir. Anlatılamayanı göstermeye çalışmadır. Zihinsel, imgelemsel uzamda yeni bir dil kurmadır. Hem gündelik dilin, hem de düzyazının gösteremediğini, anlamlandıramadığını, anlamlandırmak ve göstermektir. Nesne perspektifinin bütünüyle değiştirmesidir. Algıyı genişletmek, zihni özgürleştirmek çabasıdır. Modern şiirin ne olduğu ne olmadığı noktasında bir yanıttır bu dizeler. İnsan bu dizedeki imgeyi ilk anda yaşayamaz. “Ağacın koynunda kuş seslerinden bir kolye”  olabileceği düşüncesi düşsel bir olgudur ve ancak fenomenolojik bilinç içeriğinin yaratıcı imgelemin dönüştürücü gücüyle var edilebilir bir şeydir. Ulaşılamaz bir şeydir, çünkü düşseldir. Bu açıdan şiirsel oluşun varlıkbilimini düş fenomenolojisine bağlayabilirim ben de ve imgeyi Bachelard gibi kendi varlığıyla ele alabilirim.   İmgeyi kendi varlığıyla, sözcüklerin örgütlenişiyle açıklayınca şu ortaya çıkar: Sözcükler güçlerini bağıntılarından almazlar. Modern şiirin temel özelliklerinden biridir bu.

                                                      * * *

            Şair, verili hayatta, iletişim dilinde, konuşma dilinde, gündelik dilde nesnelere bağımlı sözcükleri bu bağımlılıktan kurtarmak, özgürleştirmek zorundadır. Sözcüğün nesneden uzaklaştırılması, sözcük dizilişlerinde yeni anlamlandırma olanaklarına yol açar. “Gerçeği anlamlandırmakla yükümlü” dil oluşur böylece. Örneğin : “geceye dekolte bir elbise biçilmiş” dizesinde “gece” farklı anlamlandırılabiliyor. Kenan Yücel, sözcükleri, sözceleri bozarak gerçeği farklı anlamlandırma olanağı buluyor: “Gidi Hey” şiirinde, “yaş yetmiş iş bitmiş” yaygın söyleyişini (bu uzlaşımsal dil öbeğini) bozarak, hatta parçalayarak farklı anlamlandırmaya yol açıyor. Nilgün Marmara’ya, Ahmet Hamdi Tanpınar’a yaptığı göndermelerde de yerleşik dili kırılmaya uğratma çabası gözleniyor. Öte yandan imge, uzlaşımsal dili aşmasına yol açıyor. Giderek imgeyi fenomenolojik alana bitiştiriyor. Ritimsel akış akıcılığı öne çıkarırken, sessel öğelerin (belki uyaksız bir şiir kurduğundan) azlığı müziğin ertelendiğini düşündürüyor.

                                                      * * *          

            Kenan Yücel’in şiirlerinde düzyazının da, konuşma dilinin de bölgelerine girildiği görülür. Dil, duygu ve bilinç dolayımlarını gündelik hayatın içinden çıkararak imgelemde deneyimler. Olgusal bilinç’i Dil’e taşıyarak duygu ve duyarlık hâline dönüştürür. Dilin imgeleri (kendiliğinden değil elbette) fenomenal bilinci açığa çıkarır. Bilinç içeriği yalın değil karmaşıktır: “uzun bir yaz oluyor saçları çocukluğumun”. Bu örtülü söyleyişte yazınsal imgenin ucunun yorumlara açık ve çok katmanlı oluşu Kenan Yücel’in şiirini zenginleştiriyor. Ondan yapısı sağlam usta işi şiirler beklememize neden oluyor. 

        Ahmet Ada

(Eliz Dergisi, sayı 8, 2009)

                                          Eve dön! 



















Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !